AYAKKABI

Nerede o eski bayramlar derken Nazımın yaklaşık yüz sene önceki bayram sevinci aklıma geldi…

Nazım Hikmet’e bayram için bir ayakkabı almaya karar verirler. O zamanlarda şimdiki gibi hazır ayakkabı satan bir mağaza yoktur. Sadece ayakkabı yapan bir dükkan vardır. Oraya giderler. Ayakkabıcı Nazım’ın ayağını bir kartonun üzerine koyar ve iyice basmasını söyler. Daha sonra kurşun bir kalemle ayağının etrafını çizer. Bu karton onun ayakkabı numarasıdır. Günlerce bu ayakkabının hayalini kurar. Babası ona ayakkabılarının siyah ve bağcıklı olacağını söyler.

Nazım’ın ayakkabıları bayramdan bir gün önce gelir. Ayakkabılar babasının dediği gibi siyah ve bağcıklıdır. O gün onları giymez. Ayakkabılarını yatağının altına koyar ve arada çıkartıp onu inceler. O gece onu uyku tutmaz. Sabah evdekiler uyandığında Nazım’ı ayakkabı kutusu kucağında sandalyede otururken bulurlar.

Buradan sonrasını Nazım Hikmet’in ağzından dinlemek bizi daha çok etkileyecektir. O halde Nazım nasıl anlatıyor ona bir bakalım.

Nazım Hikmet’in Ağzından O Günler

“Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım. Dardı ve canımı yakmıştı; ama bunu babama söylemedim.
O ‘Sıkıyor mu?’ diye sordukça ‘Hayır’ yanıtını veriyordum. ‘Dar, ayağımı acıtıyor.’ desem geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Yürürken artık topallıyordum. Soranlara ‘Dizimi vurdum.’ dedim; ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim. Doğrusunu isterseniz yaşam da dar ayakkabıyla yürümektir.

Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş. Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre.
Kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez. Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık…

Canınız yanar. Topallaya topallaya gidersiniz. Sonradan öğrendim; yaşamın, dar ayakkabıyla yürüyebilme sanatı olduğunu.

25. MAYIS. 2020 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HAYATI KAÇIRMAYIN

Standartlarımızı artırmak için koştururken bizi mutlu eden unsurlardan uzaklaşıyoruz. Belkide hayatı kaçırıyoruz. Hep daha iyi bir araba, daha iyi bir ev, daha iyi bir telefon, daha iyi bir saat, hep daha, daha… Esasında daha iyilerin hepsi bizi aynı noktaya götürüyor. pahalı saat ile ucuz bir saat aynı zamanı gösteriyor. Pahalı bir araba ile daha ekonomik bir araba bizi aynı noktaya götürüyor, çok da değişen bir şey yok. Aslında iyi standartlar bizi mutlu etmiyor mutlu olduğumuzu zannediyoruz, büyük bir yanılgı içerisindeyiz. kendimize, sevdiklerimize zaman ayırmıyoruz oysaki zaman en değerli unsur, belkide kıymetini bilmiyoruz. Büyülü gerçekçilik akımının önde gelen isimlerinden Arjantinli yazar Jorge Luis Borges eğer yeniden başlayabilseydim hayata daha çok hata yapar coşkulu sevdalar yaşardım, neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar, çok az şeyi ciddi yapardım, daha çok seyahat eder daha çok güneşin doğuşunu seyrederdim, görmediğim yerlere gider daha çok dondurma yerdim, eğer yeniden başlayabilseydim hayata pabuçlarımı fırlatıp atar çıplak ayakla kırlarda koşardım, ama seksen beş yaşındayım ölüyorum ve ben bunu biliyorum demiş usta yazar.. Bir şeyi geç olmadan yapabilmek önemli olan, zamanı para gibi sonra harcamak üzere biriktiremiyoruz, anı yaşamak gerekiyor, hayatta zaten yaşadığımız anlardan ibaret. Bizi mutlu eden unsurlar mutlu anlar geçirebilmek, dostlar ile sevdiğimiz arkadaşlarımız ile birlikte olabilmek, hoş, kaliteli, keyifli vakit geçirebilmek, bir birimizi kaybettikten sonra değer bilmek değil, hayatta iken, beraber iken değer bilmek, güzel anılar biriktirebilmek. Siz ağlarken gözlerinizi silmek için bir çok elin size uzanmasıdır mutluluk. Sabahları güneşin yeniden doğmasıdır mutluluk, güneşin doğması ile yeniden doğan umutlardır mutluluk, yeter ki perdeyi açmayı unutmayalım, standartlarımızı yükselteceğiz diye hayatı kaçırmayalım..

Sahip olmadıklarına ulaşabilmek için çabalarken, sahip olduklarını unutuyor insan..

01. MAYIS. 2020 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | HAYATI KAÇIRMAYIN için yorumlar kapalı

( İSTANBUL – 19 )

İçinden deniz geçen, iki kıtayı birleştiren, büyük tehlikeli ve çok riskli bir şehir, dünyanın buluşma merkezi. THY İstanbul hava limanına inince böyle anons ediyor, dünyanın buluşma merkezine hoş geldiniz… Yetmiş iki milleti barındıran dünyanın en kalabalık, resmi kaynaklara göre on yedi milyon bana göre yirmi milyonun üstünde en kozmopolit şehirlerinden biri. Toplamda 5.460km2 / km2 ye düşen insan sayısı yaklaşık 2.844 kişi.. Dolayısıyla böyle bir şehrin istatistik kayıtları da yüksek oluyor tabiki… Bu şehirde her gün dokuz milyon kişi bir yerden bir yere gidiyor.. En çok kaza bu şehirde oluyor yaklaşık günde 1.200 kaza, en çok insan bu şehirde ölüyor (covıd-19 hariç) günde ortalama 200 kişi, ( yıllık ortalaması doğuda ki bir çok ilimizin nüfusundan fazla) en çok doğum bu şehirde oluyor günde ortalama 520 bebek, en çok bina bu şehirde var 1.528.782 adet (resmi), en çok minibüs hattı bu şehirde var 911 adet, en çok taksi durağı bu şehirde var 455 adet, en çok İETT durağı bu şehirde var 12.901 adet, en çok minibüs durağı bu şehirde var 6.942 adet, en çok minibüs bu şehirde var 6.460 (kayıtlı), en çok ticari taksi bu şehirde var 17.395 adet, en çok İETT otobüsü bu şehirde var 3.030 adet, en çok özel halk otobüsü bu şehirde var 2.154 adet, en çok metro tramvay marmaray vagonu bu şehirde var 1.087 adet, en çok metrobüs bu şehirde var 610 adet, en çok taksi dolmuş bu şehirde var 572 adet, en çok deniz taşıma aracı bu şehirde var 393 adet, en çok fayton bu şehirde var 276 adet, en çok deniz hatları gemisi bu şehirde var 28 adet, en çok iskele bu şehirde var 74 adet, en çok nostaljik tramvay bu şehirde var 10 adet, en çok pazar bu şehirde kuruluyor 400 adet, en çok AVM bu şehirde var 114 adet, en çok cami bu şehirde var 3.269 adet, en çok hastane bu şehirde var yaklaşık bakanlığa bağlı 52 özel 138 toplam 190 adet, en çok yoğun bakım yatağı bu şehirde var yaklaşık 6.500 adet (genede yetmiyor) en çok ruh hastası ve sapık bu şehirde var ( güvenlik gerekçesiyle kişi adeti veremiyoruz :)) en çok vergiyi bu şehir veriyor toplanan verginin yaklaşık yarısı %45.. Dolayısıyla covıd-19 vakalarının en çok bu şehirde olması sürpriz değil.. Hayatta her şeyin bir bedeli var, böyle bir metropol de yaşıyorsan sonuçlarına da katlanacaksın… Ama birde madalyonun öbür yüzü var, her şeye rağmen ne kadar tehlikeli olsa da harika bir dünya şehri…. Boğazıyla, kuzguncukda denizin kıyısında İsmet babanın çirozuyla lekardasıyla rakısıyla, perasıyla, galatasıyla, yakubuyla, nevizadesiyle, pazajıyla, imrozun mezeleriyle, eminönü hamdinin kebablarıyla, kumkapı meyhaneleriyle, cümbüşüyle fasılıyla, cankurtaran da balıkçı sabattinin ızgara kalamarıyla, sohbetleriyle, mezeleriyle, harika bir şehir. Rakını asya kıtasında içip, kireçli suda bekletilmiş kıtır kıtır kabak tatlını avrupa kıtasında yiyebileceğin dünyada başka bir şehir varmı.? Yok,, işte buda madalyonun öbür yüzü… Bazen insan düşünüyor bu şehirden gitmelimi, yoksa risk alıp bu şehri yaşamalımı diye…

Veriler İBB kayıtlarından alınmıştır.

07. NİSAN . 2020 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | ( İSTANBUL – 19 ) için yorumlar kapalı

2020 HAYAT FELSEFESİ

Felsefe büyük bir bilim dalıdır. Yunancadan gelir, kökeni sevgiye ve düşünmeye dayanır. Hayatı, maddeyi, kainatı, toplumu, kısaca var olmayı merak eder, araştırır, inceler ve en önemlisi sorgular, düşünür. Düşünmek insan oğlunun yapması gereken birinci önceliktir.. Düşünmeden konuşmamak, düşünmeden hareket etmemek gerekir, ama maalesef günümüz toplumlarında ve ülkemizde inanmak birinci sırada yer alıyor.Yani önce inanıyor sonra düşünüyoruz. Bunun bir çok örneği mevcut, adam çeşmeden önce suyu içiyor sonra bu su içilir mi diye soruyor. Cep telefonuna mesaj geliyor tebrik ederiz tatil kazandınız aşağıdaki linki tıklayın düşünmeden bir tıklıyorsun bankadaki paralarına veda ediyorsun gibi, daha nicelerini görebiliyoruz. Neden düşünmüyoruz.? çünkü düşünmek zor geliyor. Üşeniyoruz, saçma ama düşünmeye üşeniyoruz, akıl yormak gerekiyor, istatistik gerekiyor, zeka gerekiyor. Böyle yaparsam böyle sonuç çıkar, bunu yaparsam böyle olur.. kim uğraşacak, inan gitsin bir şey olursa hallederiz düşüncesi. Ama bu düşünce bazen telafisi olmayan sonuçlar doğurabiliyor o yüzden inanmadan önce lütfen düşünelim.. 2019 yılının bu son ayında düşünelim..! 2018 yılı biterken bu yıla hangi umutlarla girdik, hayallerimiz neydi, hayallerimize ulaşabildik mi.? Neler yaşadık, nerede hatalar yaptık, nerede doğru yaptık neler kaybettik, nelere üzüldük, neler kazandık, nelere sevindik, bütün bunları bir düşünelim’ki yeni yıla daha pozitif, daha bilgili, daha tecrübeli daha dikkatli girelim, aynı hataları yapmayalım, yeni yılda bir önceki yıldan daha mutlu olalım. Dinlemeden anlamadan kimseyi yargılamayalım, bir önceki hatalarımızı oturup, düşünüp gerekli dersleri çıkartır isek, geleceğimizi daha sağlam temeller üzerine oturtabilir, hatalarımızı daha minimize edebiliriz. Ama düşünürsek… 2020 yılı hayat felsefemiz önce sorgulamak, düşünmek sonra hareket etmek olsun.. Yeni yıl herkese bol şans getirsin, herkesin şansa çok ihtiyacı var.

Yanlış yoldan gitmenin birden çok yolu vardır. Ama doğruyu yapmanın tek bir yolu vardır. Yanlış yapmak bu yüzden kolay, doğruyu bulmak zordur. ( Aristo ) Doğruyu bulduğunuzda keyfini çıkarın. ( M.MUMCU )

08. ARALIK. 2019 BODRUM

Genel kategorisine gönderildi | 2020 HAYAT FELSEFESİ için yorumlar kapalı

YAŞ ELLİ 6

Ben bu yaşımı çok seviyorum..

Evet ben bu yaşımı çok seviyorum, neden seviyorum..? Çünkü daha olgun sun, daha mantıklı düşünüyorsun, yaşanmışlıkların, yaşayacaklarından daha fazla, yani tecrübe sahibisin, kendini çok akıllı zanneden, küçük beyinleriyle büyük işler yapmaya çalışanları, ucuz insanları daha net ayırt edebiliyorsun, kimseye seni kullanma hakkı vermiyorsun. Hatalarını biliyorsun, yanılmalarını biliyorsun, insanları tanıyorsun, insanların  neler yapabileceklerini, neler yapamayacaklarını  iyi kötü tahmin edebiliyorsun, tilkiler, çakallar, kurtlar artık sana saygı duyuyor, doğrunun yanlış dan farkını daha net idrak edebiliyorsun, sorguluyorsun, sana verilen değer kadar güveniyorsun, güveneceğin insanları artık biliyorsun, acele hareket etmiyorsun düşünüyorsun, sana her sunulan tepsiyi almıyorsun, kendine zaman ayırmayı biliyorsun, kendini ertelemiyorsun, en önemlisi hayır demeyi biliyorsun, aklını kullanmayı biliyorsun, aklınla alay ettirmiyorsun, kime ne kadar değer vereceğini çok net biliyorsun, hayatı ertelemeden yaşıyorsun, Üç bin dolarlık  saat ile, otuz dolarlık saatin aynı zamanı gösterdiğini anlıyorsun, bu yaşın da istediğini yiyip içebiliyorsan, daha ne istiyorsun.? Farkındaysan en büyük servete sahipsin… Kısacası edindiğin tecrübeler hayatını daha da kolaylaştırıyor, daha az yoruluyorsun, daha çok huzurlu sun, hiçbir yere yetişme derdin yok, yaptıklarından daha fazla keyif alıyorsun, kazanımlarını zamanı gelince iade etmeyi biliyorsun, uğraşarak düzeltemediklerinden vazgeçerek kurtulabilmenin keyfini çıkarıyorsun, hayatın renklerini daha net görüyorsun, farklı olabilmek için saçını pembeye boyamaya gerek olmadığını, sadece iyi bir insan olmanın yeterli olacağını anlıyorsun…Hayatta yeni bir sayfa açarak bu sayfaya ne istiyorsan onu yazıyorsun….Onun için çok seviyorum,, bu yaşımı çook seviyorum…

Benim haberim olmadan beni kullanmak isteyenleri hiç sevmiyorum ..

15. EKİM. 2019 BODRUM

Genel kategorisine gönderildi | YAŞ ELLİ 6 için yorumlar kapalı

MAALESEF

Bu ülkede, Günahlar menfaatlerden daha büyük, ama kimse farkında değil.
Bu ülkede, sahtekar insanlar o kadar çok ki doğru insanlar yadırganıyor.
Bu ülkede, Gemi su alıyor, kaptan yalan söylüyor, filikaların hepsi bozuk.
Bu Ülkede, Orijinal’i yavşak olup’ta delikanlı gibi gezen çok insan var.
Bu ülkede, Çoğunluk başkalarının senaryolarında figüranlık yapıyor.
Bu ülkede, Masumlar mahkum olmasın diye suçlular cezasız kalıyor.
Bu ülkede, Çoğunluk iki yüzlü küçük beyinli.. o da çalışmıyor.
Bu ülkede, Doğrular yalan,yalanlar gerçek gösteriliyor.
Bu ülkede, Düşünmek yasak, inanmak serbest.
Bu ülkede, Ciddi bir ekonomik problem var.
Bu ülkede, İnsanların aklıyla alay ediliyor.
Bu ülkede, Kadınların can güvenliği yok.
Bu ülkede, Çoğunluk mutsuz ve endişeli.
Bu ülkede, Çoğunluk suskun,ve korkak.
Bu ülkede, Ciddi bir geçim derdi var.
Bu ülkede, Çoğunluk yalan söylüyor.
Bu ülkede, Çoğunluk çıkar peşinde.
Bu ülkede, Ciddi bir işsizlik var.
Bu ülkede, Asgari ücret 330.$
Bu ülkede, Çoğunluk hırsız
Bu ülkede, Çoğunluk cahil.
Bu ülkede, Adalet yok.
Bu ülkede, Hukuk yok.
Bu ülkede, Yalaka çok.

Gerçek ,  zamanın tek kızıdır …

23.MAYIS.2019         İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | MAALESEF için yorumlar kapalı

MİTOMANİ

Türkiye’de bir yalancılar mezarlığı yapılsa, sadece yalancılar defnedilse herhalde emlak konutun ve tok’inin arazileri yetmez. Çünkü o kadar çok yalancı var’ki bu ülkede.. Medyada, sosyal medyada, yurdun dört bir yanında, en çok da  Ankara’da… Artık bu bir hastalık olmuş…. MİTOMANİ  kısaca psikolojik bir yalan söyleme rahatsızlığı ve tedavi edilmesi gerekiyor…Yalan söylemek, kasıtlı olarak kendine göre değiştirerek gerçekle ilgisi olmayan sözlerle, başkasını kandırmaktır.  Mitomani ise kişilik bozukluğu, dürtü ve kontrol bozukluğu neticesinde oluşan bir psikolojik rahatsızlıktır. Bu insanlar olayları çok abartırlar , büyük hayal güçleri vardır ama, bu ülkenin beka sorunu var diyenler kendilerini pek gözden geçirmezler, aslında beka sorunu tam anlamıyla kendileridir. zekidirler ama halkın  artık bunları yemediğinden  haberdar değildirler, yeteneklerini hep kötüye kullanırlar, yaptıkları yanlış olsa bile bir kılıf bulurlar, baktılar olmuyor kandırıldık der olayı kapatırlar, çok inandırıcı ve etkileyicidirler, gerçek olmayan kurgular yaratıp çok güzel tiyatro yaparlar, ve ülke genelinde turneye bile çıkarlar, en önemlisi söyledikleri yalana kendileri inanırlar, bu kişiler yalan söyledikçe kendilerini daha önemli ve iyi hissederler. Nedense bu rahatsız insanların bizim coğrafyamız da çok bulunduğunu düşünüyorum…Bütün camiler, tıklım,tıklım, ama herkes yalancı, beş vakit namaz kılmakla, Anıtkabir’e çelenk koymakla olmuyor bu işler , dik durmak gerekiyor, insanların aklıyla dalga geçmemek, gerekiyor…

Bir yalan ne kadar hızlı olursa olsun, hakikat yetişip onu geçer..

 

24.NİSAN.2019    İSTANBUL

 

Genel kategorisine gönderildi | MİTOMANİ için yorumlar kapalı

DEVLET BAHÇELİ

Ben Sayın Devlet Bahçeliyi hiç sevmedim, sevemedim, sevmek zorunda’da değilim zaten, samimiyetinden hep şüphe ettim,bana hiç bir zaman güven vermedi. Ama saygı duymak zorunda olduğumun farkındayım , gerçi ne görmüşlüğüm var ne’de konuşmuşluğum,  Ancak gördüğüm gerçekleri’de akıl ve vicdan sahibi biri olarak görmeyenlerle ve’de duymayanlar’lada  paylaşamadan yapamayacağım.Bu’da demokrasinin gereği diye düşünüyorum…Öncelikle Sayın Bahçelinin ve sayın Erdoğan’ın  birbirlerine söylediklerini sizinle paylaşmak istedim yıl… 2016 ( video kayıtları mevcuttur konuşmalara hiç bir ilave ekleme yapılmamıştır )

Sn Bahçeli  : Sayın Erdoğan şimdi kulaklarını aç ve bizi iyi dinle.Sende şeref ve mertlik işportaya düşmüş,senin yaptıklarına ancak iblisler teşebbüs edecektir.

Sn Erdoğan  : MHP’ nin başındaki adam çıkıyor aile nedir bilmez,onun böyle bir derdi yok.Çoluk nedir çocuk nedir bilmez,konuşuyor.

Sn Bahçeli    : Alçak ve şerefsizsin,bu şahıs her gün fitne saçmaktadır.Her gün dedikodu yapmaktadır,her gün yalan dolanla milli vicdanı sarsmaktadır.

Sn Erdoğan   : MHP genel başkanı kabalığıyla öne geçmiştir.

Sn Bahçeli   : Beş tepe hanedanı ve AKP yönetimi aile boyu rüşvet ve yolsuzluk çamuruna batmıştır .Alçak ve şerefsizin..R.T.Erdoğan bütün yetkileri kendinde toplamış yargıyı’da kendine bağlamıştır. Söylediklerinin tamamı yalan ve aldatmaca’dır.Başkanlık federasyon demektir,bu da bölünme demektir..

Sn Erdoğan  : Sn Bahçeli son derece öfkeli,son derece gergindir.Allah korusun motor su kaynatacak,emekliye ayrılmasını samimiyetle tavsiye ediyorum.

Hal böyle iken.. Ben önce Sn Erdoğan’a sormak istiyorum, biri size şerefsiz, alçak diyecek ve siz tazminat davası açmayacaksınız çok ilginç…??   Sonra Sn Bahçeliye  sormak istiyorum, dün söyledikleriniz’mi doğru, yoksa bu gün yaptıklarınız’mı yanlış. İnsan ister istemez düşünüyor, nasıl bir tiyatronun içindeyiz diye…. En azından benim aklımla dalga geçemiyorsunuz.. Sizlerden ve size oy verenlerden hem daha akıllı olduğumu, hem’de samimiyetsizlik konusunda ve güven konusun’da ne kadar haklı olduğumu düşünüyorum, bu sebeple kendimle gurur duyuyorum…

Önünü arkasını bilmediğin laf etmeyeceksin ..

13.NİSAN.2019      İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | DEVLET BAHÇELİ için yorumlar kapalı

AH İSTANBUL

Ah İstanbul, İstanbul olalı..Hiç görmedi böyle keder..Geberiyorum aşkından..Kalmadı bende gururdan eser…… Hakikaten ne gurur,ne onur kalmadı..  İstanbul, İstanbul olalı böyle zulüm görmedi arkadaş…. Bu ne hazımsızlık , bu ne seviyesizlik , bu ne riayet’sizce davranışlar anlaşılır gibi değil,böyle giderse dört yıl sonraki seçimle birleştirecekler, bir türlü sayılamadı şu oylar….Neymiş efendim..usulsüzlük varmış, sahtecilik varmış, fazla kullanılan oylar varmış, sisteme yanlış girilmiş, sistematik bir sahtecilik varmış,  bunları söyleyen kim..?  İçişleri bakanı, aynı bakan seçim öncesi her şeyin kontrol altında olduğunu gerekli tüm tedbirlerin alındığını söylemedi mi..?  Söyledi.. Şimdi ne oldu..?  Ak parti genel başkan yardımcısı Ali İhsan Yavuz bey seçimden on gün önce  yandaş bir televizyon kanalında,  yüksek seçim kurumunun seçim güvenliğini sağlaması adına Türkiye’nin en güvenilir kurumları arasında yer aldığını söylemedi mi..?  Söyledi.. Bu sistem dahilinde ak partinin gönlü çok rahat demedi mi..?  Dedi…  Bu sistem dahilinde gelen verilerin sisteme girilerek tüm partilerin aynı anda verileri gördüğünü söylemedi’mi…  Söyledi….  Şimdi ne oldu..?? Kaybedildi…   Korku dağları yakına geldi, bu sefer İstanbul kazandı, İstanbullu canan hocayı dinledi beyaz ekmeyi beslenmesinden çıkardı akıllandı, akıllı olmak bazı kesim için kötü bir durum ama yapacak bir şey yok… Allah kimsenin başına vermesin.

İnsanlar umutlarına göre söz verir,  korkularına göre hareket eder ..

09.NİSAN.2019     İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | AH İSTANBUL için yorumlar kapalı

HAYATTAN DERSLER

Gün içerisinde başımıza gelenlere ve yaşadıklarımıza hayat diyoruz ya’da aldığımız ilk nefesle ,verdiğimiz son nefes arasında geçen zamana hayat diyoruz, esasında çok’da uzun bir süre değil, iyi değerlendirmek lazım. Bahsettiğimiz ortalama bir insan ömrü yaklaşık.. 680.000 saat ..))   Bunun’da yarısı uykuda,  yolda , ya’da lüzumsuz insanlarla geçiyor..Kaldı..340.000 saat / yaklaşık..)) Bu yazıyı okuduğun’da elli yaşını geçtiysen, her saniyeni değerlendirmen gerekir.. kaldı 240.000 saat..)) Yani zaman su gibi akıp gidiyor, ona göre….  Bu zaman diliminin içerisine baktığımız’da neler var…?   yaşanmışlıklar , yaşanmamışlıklar, yaşanamamışlıklar, sevinçler, mutluluklar, hüzünler, korkular, kaygılar, öfkeler, endişeler, hastalıklar, kıskançlıklar, aşklar , hatalar, yanlışlıklar, doğrular, ayrılıklar, ölümler ve en önemlisi yaşadıklarımızdan edindiğimiz  tecrübeler ve aldığımız dersler var.. En azından kendi hayatımdan, kendi hatalarımdan çıkardığım dersleri ve tecrübeleri,  en güzel ve en doğru şekilde anlatan vecizeleri, yaşı tutan herkesle paylaşmak istedim, umarım herkes kendi bedenine göre bir şeyler bulur. Bana göre yok ‘tur demeyin, küçük beden’de var, büyük beden’de…))))

Yapılması gerekeni yapmayıp, yapılmaması gerekeni yaptık’dan sonra asla mucize beklemeyin… Şapkadan tavşan çıkmıyor.

İnsanların karakterleri aslında kaderleridir ve insanlara layık oldukları hayatı yaşatır…

Hayatta hep mutlu olmaya gayret et, çünkü kimse senin üzgün olmanı gerçekten umursamıyor.

Olmuyorsa zorlamayacak’sın. Menemen malzemesiyle karnıyarık yapamazsın.

Bu hayatta kimseye kendini anlatmak ve ispatlamak zorunda değilsin, rahat ol.

Anlamayana çok’da ısrarcı olma , bırak herkes anladığı kadarıyla yaşasın hayatını.

Kimsenin peşinde koşma, kimseyi gözün’de büyütme, nehirde büyük görünen gemiler denizde küçücük kalırlar.

Kendi hayatını başkalarının yazmasına müsaade etme, başkalarının yazdığı hayatlara alet olma.

Kimin seni nereye koyduğu önemli değil, senin nerede nasıl durduğun önemli.

İlk baş’da herkes iyidir, insanların ilk söylediklerine bakma son yaptıklarına bak.

Her şeyin üstüne basmayacaksın bu hayatta , bazen üstünden atlamasını’da bileceksin, unutma’ki mayınlar’da sessizdir ta’ki üstüne basıncaya kadar.

Yalanlar insanı incitir, ama zamanın’da söylenmeyen,saklanan, doğrular’da yalan’dan farksızdır.

Başkalarının hatalarından’da ders almaya çalışın, çünkü kimsenin ömrü bütün hataları işleyecek kadar uzun değil.

Size inanmayan, size güvenmeyen, tereddüt’leri olan insanların hayatında bekleme yapmayın.

Her zaman her yere yetişemezsin, o yüzden geç kalmasını’da, vazgeçmesini’de, gerektiğin’de özür dilemesini’de bileceksin.

Doğru insanla, yanlış insanı ayırt edemeyenler iki durak öteye gidemezler.

Filmin yarısında çıkarsan, sonunu hep başkalarından öğrenirsin.

Herkes aynı anda geceyi yaşar, ama herkesin karanlığı farklıdır.

Hayata sadece kendi pencerenden bakarsan sadece kendini görürsün, bir çok gerçeği göremediğin gibi, hayatı’da kaçırırsın.

İyi, dürüst ve güvenilir bir insanı anlayabilmek, zeka ve tecrübe gerektirir.

Herkesi yarınlara götürmeye kalkma, hem yorulursun, hem de bazıları dünde kalmalı.

Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli zanneder. Bırak öyle zannetsinler, bence  biraz’da deli olmak lazım bu hayatta.

Bazen istediğini elde edememek büyük bir şanstır… Önce üzülür, Zamanla anlarsın..

Umudunu hiç bir zaman yitirme, bazen küçük balonlar büyük yükler taşır.

Kendini fazla yorma bu hayatta… Bütün merdivenleri çıkmak zorunda değilsin.

Dünün güneşi ile bu günün çamaşırını kurutmaya çalışma…olmaz, kurumaz hiç uğraşma.

Paranla mutluluk dağına bir yere kadar çıkabilirsin.Ondan sonra parandan inip yürümen gerekir.

Bir’de  İyi haber insanı her zaman mutlu etmez haberin olsun.

27.MART.2019    DATÇA / MESUDİYE

Genel kategorisine gönderildi | HAYATTAN DERSLER için yorumlar kapalı