ATATÜRK kimdir ?

İran’lı sosyoloğun Atatürk yorumu:

Nasıl olsa herkes evde… bu yazıyı okuyacağınıza ve hatta olanağı olanların çıktı alarak ya da belleklere bilgisayarda kaydederek saklayacağına inanıyorum. Nesilden nesile aktarılacak değerler silsilesine katkı sunan Yüce Atatürk’ün İranlı bir sosyologun gözüyle anlatımıdır.

İranlı Sosyolog ve Siyaset Bilimci 

ÜLEN TÖLGE’nin   ATATÜRK hakkındaki saptamaları:

1 – ATATÜRK üst insandı. Onu başka İnsanlarla karşılaştırmak doğru olmaz.  ATATÜRK’ün vatan sevgisine inanmıyorum. Üst insanlarda vatan sevgisinden daha yüce bir duygu olduğuna inanıyorum. 

“Vatan kuruculuğu…”

Farklı düşünüyorum bu konuda. Çünkü o zaman sevilecek vatan diye bir olgu yoktu ki. Osmanlının yok ettiği ümmetçi karanlık geçmişin harabeleri vardı. Vatan sadece toprak yığınından oluşmuyor. Vatan; 

Yüce değerlerin zarfıdır. 

Peki ATATÜRK zamanında hangi değerler vardı? Hiçbir değer…

Hiçlik vardı. İnsan hiçliği nasıl sevebilir. ATATÜRK sevilecek ve insanca değerlere zarf olacak bir vatan tesis etmek istedi. Yüksek ölçüde de bunu başardı. Çünkü üst insanlar değerlerin kurucuları olurlar. O değerlerle de vatan madde olmaktan, toprak yığını olmaktan çıkarak, manevi ölçütlerin yurduna dönüşür. ATATÜRK’ün kurduğu ve Anadolu’ya armağan ettiği değerlerin ondan önce var olduğuna dair hiçbir örnekle, emareyle karşılaşmadım. Nelerdi bu örnekler…?

2 – Cumhuriyet bir değerdir ve ATATÜRK öncesi yoktu…

3 – Laiklik, sadece bir değer değildir, değerlerin üreme üretilme temel taşı ve olanağıdır, bu da ATATÜRK öncesi yoktu…

4 – Türkçe bir değerdir ve ATATÜRK öncesi yoktu. Özellikle benim için önemli olan budur. Ben bir kaç dil bilirim ve Türkçe’nin de bir kaç lehçesini bilirim. ATATÜRK öncesi Türkçe yoktu. Felsefeye, fiziğe, ilme, bilime, bütün bilim dallarına girmiş bulunan modern Türkçenin kurucusu ATATÜRK’tür. Çağımızda eski Yunan felsefesinden modern Batı felsefesine denli bilgi kaynakları tercüme edilmişse, bunun nedeni ATATÜRK tarafından insanlık tarihine sunulan ve grameri belli olan Türkçedir…

5 – ATATÜRK öncesi kadın yoktu. Şeriat esiri ve seks makinası olan, evde oturması gereken, cihat için çocuk doğuran dişi nesne vardı. Kadına insan onuru kazandıran, yazıp okuması için önündeki şeriat engellerini kaldıran, seçip seçilme hakkı kazandıran ATATÜRK olmuştur…

6 – ATATÜRK öncesi tarih hafızası olan bir toplum yoktu. Çünkü tarih bilgisi ve bilinci olan bir toplum yoktu. 10 yıl boyunca TDK başkanlığı yapmış olan felsefeci Macit Gökberk “Değişen dünya, değişen dil” kitabında “Ortaokulu Osmanlı döneminde bitirdim. Anadolu’da Selçuklu devletinin de olduğunu Ortaokulu bitirdikten sonra yabancı kaynaklardan öğrendim” diye yazar. Yani Anadolu toplumunda tarih bilinci ve bilgisi yoktu. Bu hafıza, bilinç ve bilginin yaratıcısı ATATÜRK’tür…

7 – Türkler için (Sadece Türkiye Türkleri için değil) ATATÜRK’ten önce tarihin kendisi de yoktu. Üst insanlar kendilerinden itibaren başlayan tarihin yaratıcıları olmuyorlar. Daha önceki tarihin de kurtarıcıları, aydınlatıcıları oluyorlar. Bu açıdan ATATÜRK tarihin kurucusu, kurtarıcısı ve aydınlatıcısıdır…

8 – ATATÜRK öncesi Arap töreleri Türk toplumunun beyinini öylesine karanlığa gömmüştü ki, iğne deliği denli bir yer bile ışık sızması için yer  kalmamıştı. ATATÜRK büyük dinsel aydınlatıcı gibi Kuranı Türkçeye çevirttirerek 1000 yıllık katı ve delinmesi güç olan karanlıklara ışık sızdırtmaya çalıştı ve büyük ölçüde başarılı oldu. Günümüzdeki, Osmanlı karanlıklarına dönüşün macerası başkadır…

9 – ATATÜRK’ten önce edebiyat yoktu, çünkü alfabe yoktu. Arap alfabesi, sadece Türkçe’nin düşmanı değil, Arapça’nın ve Farsça’nın da düşmanı. Arap harflerinin beyinleri körleştirme sürecini durduran ATATÜRK olmuştur ve başkası değildir. ATATÜRK öncesinde 1000 yıl boyunca Ebureyhan Biruni gibi bilgeler bu alfabeden Orta Doğuyu kurtaracak kurtarıcı üst insan aramışlardı. O kurtarıcı ATATÜRK kişiliğiyle ortaya çıkmıştır…

10 – Atatürk öncesi musiki yoktu. Osmanlı sarayının saçma ve karmaşık dildeki aruz edebiyatı musiki için asla yatkın değildi ve beyinlere uyuşturucu etkisi bırakmaktaydı. Konservatuarların kurucusu ve eski karanlıklara gömülmüş toplumun estetik zevk algısını aydınlatan ATATÜRK olmuştur…

11 – ATATÜRK’ten önce Tanzimat’tan başlayarak Batılılaşma süreci vardı ve bu süreç ATATÜRK’ü yetiştirdi savını kabul edemiyorum. Çünkü böyle olsaydı, o zaman ATATÜRK gibi bir önder,  Batı’nın kendisinde yetişmeliydi? Ama yetişmedi. 18. YY itibarı ile Rusya’da büyük aydınlanma süreci başladı. Rusya aydınlanma ve intelenjiyası 19. yüzyılda bütün dünyayı etkisi altına aldı. Tanzimattan sonra Osmanlı’da Dostoyevski, Tolstoy, Turgenynev gibi dahiler mi yetişti?  Yok. 

O zaman neden Rusya intelejensiyası ATATÜRK gibi bir önder değil, Lenin gibi bir terörist yetiştirdi? Evet, Lenin teröristti ve Çar saltanatını mensuplarının hepsini toptan teröre uğratarak katletti. ATATÜRK de Osmanlı hanedanını toptan katledemez miydi? 

Ama etmedi. 

Hz. Muhammed’in “Yer yüzünde islam egemen olana denli savaşın!” sözlerine benzer Lenin de “Yer yüzünde işçiler azat olana denli savaşın ve proletar diktatörlüğünü kurun!” dedi. Ama ATATÜRK ne Arap, ne de Lenin saçmalıklarına aldırış etti. Bu saldırgan zihniyetlere karşı “Yurtta barış, dünyada barış” söylemini ortaya koydu. Tarihte böylesine bir devlet adamıyla  karşılaşmadım…

12 – Özetle: 

ATATÜRK öncesi yokluk vardı… BU CUMHURİYET ATATÜRK’ün  DEHA’sı SAYESİNDE ORTAYA ÇIKARTILAN  KAZANIMLARLA KURULMUŞTUR.

TÜRKİYE  CUMHURİYETİ”  DÜNYADA TEK  BENZERİ DAHİ  OLMAYAN MÜSTESNA BİR ESERDİR ..

Beni yıkmaya çalıştığınız günü görmeye ömrünüz yetmeyecek / K.ATATÜRK

29 . HAZİRAN . 2022 ÇANAKKALE

Genel kategorisine gönderildi | ATATÜRK kimdir ? için yorumlar kapalı

ÖĞRENMENİN YAŞI YOK

Evet öğrenmenin yaşı yok. İnsan her yaşta , her an yeni tecrübeler ve yeni bilgiler öğreniyor. Hayat çok enteresan insana neler yaşatıyor. Hiç ummadıklarını da, umduklarını da, tahmin bile edemeyeceklerini de .. Kim bilir bu hayatta daha neleeer öğreneceğiz, neleeer göreceğiz, neleeer duyacağız… Neler dile getireceğiz..

MESELA …

Artık kimse içine çekmiyor dudak tiryakisi olmuş herkes seni çok seviyorum deyip geçiyor

Vazgeçmek her zaman zayıflık demek değil bazen bırakacak kadar güçlü olabilmek

Her şey uzaktan görüldüğü gibi olsaydı deniz suyu avucunuzda mavi görünürdü

Hangi köprünün geçileceğini hangi köprünün yakılacağını iyi ayırt etmek lazım

Kendilerini beğenmiş insanlar başkalarını kendilerine hayran sanıyor

İnsanlar size kendilerini anlattıkları gibi değil size yaşattıkları gibi

Hak edene haddini bildirmek bir fakiri giydirmek kadar sevaptır

Anlamayan bir daha okusun iyileşmek isteyen doktora gitsin

Sizden daha az mesut olan birine saadetinizden bahsetmeyin

Kurşunla kıçından vurulsan bile kafanda çok şey değişiyor

Hancı en çok sarhoşu sever ama kızını ona asla vermez

Kimseye olduğundan fazla değer vermemek gerekiyor

Herkesten verebileceği kadarını istemek gerekiyor

Herkesin işine yaradığı kadar iyisindir bu hayatta

Sen radyoyu kapattın diye şarkılar yarım kalmıyor

Güzel bir hayat istiyorsan güzel insanlar biriktir

İnsanların egoları vücut ısılarını geçmemeli

Sıkılmış bir yumrukla el sıkışamazsın

Aklınız varsa yokmuş gibi yapın

Hayat hiç adil değil… / Gibi cümleleri hayatımıza alacağız ve daha sıkça kullanacağız..

Güzel bir şeye başla ama hep güzel olsun çünkü her insan ölecek yaşta…

19 . NİSAN . 2022 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | ÖĞRENMENİN YAŞI YOK için yorumlar kapalı

DEVLET TİYATROSU

https://youtu.be/pBMXWAolQJ8

Türk tiyatrosun da bir KAVUK geleneği vardır …..

Kel Hasan Efendi Kavuğu “Türk Tiyatrosu”nun güldürü geleneğinin önemli bir parçasıdır..

Türk tiyatrosundaki kavuk geleneğinin kökü 1920’li yıllara dayanıyor. Türk tiyatrosunda Kavuk Geleneği Tiyatromuzdaki tuluat ustalarının en renkli ismi Kel Hasan Efendi, güldürü tuluatının devamını sağlayacak olan öğrencisi İsmail Dümbüllü’ye sembolik bir nişane olarak kavuğunu teslim etmesiyle başladı.

İsmail Dümbüllü ise bir dönem geleneksel tiyatro ile ilgilenen Sinema sanatçısı Münir Özkul’a devretmişti. Ustasından emanet aldığı kavuğu 21 yıl şerefle taşıyan Türk tiyatrosunun unutulmaz ismi Münir Özkul da 1989’da usta yadigarını Ferhan Şensoy’a devretti. 38 yaşında Kel Hasan Efendi’nin ‘kavuğunu’ taşıma şerefine nail olan Ferhan Şensoy da 27 yılın ardından bu emaneti 2016 yılında arkadaşı Rasim Öztekin’e teslim etti.

Kavuğu 4 yıl taşıyan Rasim Öztekin, yaşadığı sağlık sorunlarının ardından “Oynayamayacaksam kavuğun bende olmasının bir anlamı yoktu. Çünkü kavuklunun oynaması lazım onun için hemen devretmek istedim” sözleriyle ölümünden 6 ay önce genç tiyatro sanatçısı Şevket Çoruh’a devretti……

Aslın da bu ülkede halen faal olarak oynayan o kadar çok insan var ki,,, ama rahmetli Şevket Çoruh’u uygun görmüş.. Aslında çok iyi de olmuş, her oynayanı da ciddiye almamak gerekir… Nur için de yatsın..

11. Ocak .2022 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | DEVLET TİYATROSU için yorumlar kapalı

SEVMİYORUM

İnsan ayırt etmek, ya da sevmemek bir tercih midir, yoksa bazıları sadece insan canlısı olamıyor mu.? Ya da insanlar bozuldumu..? Aç gözlüler mi, vicdansızlarmı, iki yüzlülermi, hadsizlermi, çıkarcılarmı, bencillermi, düşüncesizlermi, kötü niyetlilermi, hainlermi, kıskançlarmı, vahşilermi, çokmu hırslılar, fesatlarmı, çirkeflermi, şuursuzlarmı.? Tartışılır bir konu… Fakat günümüzde yaşananları, yaşatılanları göz önüne alırsak insanın, pek de sevilesi bir varlık olmadığını artık kabul etmek lazım. İnsan sevmediklerini de açıkça dile getirebilmeli diye düşünüyorum.. Kimse kimseyi sevmek zorunda da değil, sevmemekte insani bir duygu… Ben sevmediğim insanları açık, açık söylüyorum, herkese de tavsiye ederim insan rahatlıyor. Sevmediğiniz, içinizin almadığı hiç bir şeyi içinizde tutmayın paylaşın, sonra onlar size tansiyon, şeker, stres, hastalık olarak geri döner dikkat etmek lazım..

Sevmediğim o kadar çok insan varmış ki , yaz yaz bitmiyor , ama ben ilk 20 ye toplumun tanıdığı en çok sevmediğim kişileri yazmayı tercih ettim bayağıda zorlandım.. Başka zaman da toplumun tanımadıklarını yazarım belki.!!

Top 20 listem...

01 Süleyman Soylu

02 Bülent Arınç

03 İbrahim Tatlıses

04 Melih Gökçek

05 Tevfik Göksu ( Esenler belediye başkanı )

06 Mustafa Sarıgül

07 Devlet Bahçeli

08 Nagehan Alçı

09 Doğu Perinçek

10 Erman Toroğlu

11 Fatih Terim

12 Hülya Koçyiğit

13 Nusret Gökçe

14 Prof.Dr Ali Erbaş ( Diyanet işleri Başk )

15 Binali Yıldırım

16 Ahmet Davutoğlu

17 Bülent Ersoy

18 Rasim Ozan Kütahyalı

19 Recep Tayyip Erdoğan

20 Mehmet Boynu Kalın ( Eski Ayasofya İmamı )

Buyurun, biraz insan alır mısınız?” diye sorsalar, insanın içinden, ellerini ikram edilen böreği reddedermiş gibi kaldırıp “Sağ ol canım, ben insan seviyorum almayayım demek geliyor…

25. Ağustos. 2021 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | SEVMİYORUM için yorumlar kapalı

( İSTANBUL – 19 )

İçinden deniz geçen, iki kıtayı birleştiren, büyük çok tehlikeli ve çok riskli bir şehir. Başınıza her an her şey gelebilir. Ayrıca dünyanın buluşma merkezi. THY İstanbul hava limanına inince böyle anons ediyor. Dünyanın buluşma merkezi İSTANBULA hoş geldiniz… Yetmiş iki milleti barındıran dünyanın en kalabalık, resmi kaynaklara göre on yedi milyon bana göre yirmi milyonun üstünde en kozmopolit şehirlerinden biri. Toplamda 5.461km2 / km2 ye düşen insan sayısı yaklaşık 2.844 kişi.. Dolayısıyla böyle bir şehrin istatistik kayıtları da yüksek oluyor tabiki… Bu şehirde her gün dokuz milyon kişi bir yerden bir yere gidiyor.. En çok kaza bu şehirde oluyor yaklaşık günde 1.200 kaza, en çok insan bu şehirde ölüyor (covıd-19 hariç) günde ortalama 200 kişi, ( yıllık ortalaması doğuda ki bir çok ilimizin nüfusundan fazla) en çok doğum bu şehirde oluyor günde ortalama 520 bebek, en çok bina bu şehirde var 1.528.782 adet (resmi), en çok minibüs hattı bu şehirde var 911 adet, en çok taksi durağı bu şehirde var 455 adet, en çok İETT durağı bu şehirde var 12.901 adet, en çok minibüs durağı bu şehirde var 6.942 adet, en çok minibüs bu şehirde var 6.460 (kayıtlı), en çok ticari taksi bu şehirde var 17.395 adet, en çok İETT otobüsü bu şehirde var 3.030 adet, en çok özel halk otobüsü bu şehirde var 2.154 adet, en çok metro tramvay marmaray vagonu bu şehirde var 1.087 adet, en çok metrobüs bu şehirde var 610 adet, en çok taksi dolmuş bu şehirde var 572 adet, en çok deniz taşıma aracı bu şehirde var 393 adet, en çok fayton bu şehirde var 276 adet, en çok deniz hatları gemisi bu şehirde var 28 adet, en çok iskele bu şehirde var 74 adet, en çok nostaljik tramvay bu şehirde var 10 adet, en çok pazar bu şehirde kuruluyor 400 adet, en çok AVM bu şehirde var 114 adet, en çok cami bu şehirde var 3.269 adet, en çok hastane bu şehirde var yaklaşık bakanlığa bağlı 52 özel 138 toplam 190 adet, en çok yoğun bakım yatağı bu şehirde var yaklaşık 4.680 adet (genede yetmiyor) en çok ruh hastası ve sapık bu şehirde var ( güvenlik gerekçesiyle kişi adeti ve oran veremiyoruz :)) en çok vergiyi bu şehir veriyor toplanan verginin yaklaşık yarısı %45.. Dolayısıyla covıd-19 vakalarının en çok bu şehirde olması sürpriz değil.. Hayatta her şeyin bir bedeli var, böyle bir metropol de yaşıyorsan sonuçlarına da katlanacaksın… Ama birde madalyonun öbür yüzü var, her şeye rağmen ne kadar tehlikeli olursa olsun harika bir dünya şehri…. Boğazıyla, kuzguncukda denizin kıyısında İsmet babanın çirozuyla, lekardasıyla, rakısıyla, perasıyla, galatasıyla, yakubuyla, Refiğiyle (gerçi kapandı ama iyi bir okuldu) nevizadesiyle, pazajıyla, imrozun mezeleriyle, boğaz da arnavutköy’de Ahmet ustanın (şanda kebap) kebaplarıyla, edebi sohbetiyle , kumkapı meyhaneleriyle, cümbüşüyle fasılıyla, cankurtaran da balıkçı sabattinin ızgara kalamarıyla, sohbetleriyle, mezeleriyle, harika bir şehir. Rakını asya kıtasında içip, kireçli suda bekletilmiş kıtır kıtır kabak tatlını, yada manda kaymaklı ekmek kadayıfını avrupa kıtasında yiyebileceğin dünyada başka bir şehir varmı.? Yok.. İşte bu da madalyonun öbür yüzü… O yüzden Bazen insan düşünüyor. Bu şehirden gitmelimi, yoksa risk alıp bu şehri yaşamalımı diye…

Veriler İBB kayıtlarından alınmıştır.

Rusların çok beğendiğim çok güzel bir sözü var

Risk almayan şampanya içemez….???

02. Mayıs. 2021 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | ( İSTANBUL – 19 ) için yorumlar kapalı

YALAN DÜNYA

Yalanı yalan yapan söyleyen kişinin inanmamasıdır.

Yalanın psikolojik bir durum olduğunu ve herkesin ben de dahil yalan söyleyebileceğine inanıyorum. Neden yalan söyleriz.? Bunun birçok sebebi olduğunu düşünüyorum. İlgi çekmek için , çıkar sağlamak için , kötü niyetle başkalarına zarar verebilmek için , iyi niyetle zarar vermemek için , zor bir durumdan kurtulmak için , kaybetmemek için , kazanmak için , kendini daha iyi bir durumda göstermek için , duyguların tatmini için,, vs vs… Bunun gibi daha bir çok sebep sayabiliriz… ( Bazen kendimize de yalan söyleriz )… Bunlar konuşarak cümle kurarak söylenen yalanlar, bir de susarak cümle kurmadan söylediğimiz yalanlar var, örneğin bildiğin halde susmak anlatmamak gizlemek gibi.. Gözlerle , bakışlarla , tavırlarla ve hatta ses tonuyla , ayrıca beden diliyle söylenen yalanlar var. Bunun da en güzel örneği ; çok ” yapmacık ” bir davranış biçimi gibi.. Tabi ki bunlar kişilerin bireysel söyledikleri ya da beden diliyle anlattıkları yalanlar.. Bir de daha bilimsel daha üstünde çalışılmış halkları kandırmak için hazırlanan devlet yalanları ve politik yalanlar da var.. Ve ayrıca mitomanlar var bunlar çok ciddi yalan söylerler, hayatları yalan üzerine kurulmuştur söyledikleri yalana da önce kendileri inanır, bunlar mitomani hastasıdır ve ciddi tedavi edilmeleri gerekir ben bu mitomanların ülkemizde ve dünyada çok olduğunu düşünüyorum..

Yani genel tabloya baktığımızda bir yalan rüzgarında yaşayıp gidiyoruz … Hepimiz öyle böyle yalan söylüyoruz.. Aslında yalan söylemek çok da kötü bir şey değil , kimse çıkıp ta ben hayatta yalan söylemem demesin arkadaş.. Annen üzülmesin diye kötü olduğun halde annene iyiyim demenin kime ne zararı var. Yada üst kattaki komşunun birinci kattaki komşuna ettiği küfürleri saklamanın olayların büyümesini önlemenin kime ne zararı var… Hiç kimseye zararı yok aksine faydası var.. Bunun gibi bir çok örnek verebiliriz… Burada önemli olan başkalarına bilerek zarar vermemek, iftira atmamak, zor duruma düşürmemek, incitmemek, üzmemek, çıkar sağlamamaktır… Madem bunu söylüyoruz edebiyle, ahlakıyla, ölçüsüyle söyleyelim, geri dönüşü olmayan yollara girmeyelim… Yalanı ilaç gibi düşünmek lazım… Tansiyon hastasıysanız tansiyon ilacı kullanmanız gerekir, her gün bir adet alırsanız tansiyonunuz normal seyreder bir sıkıntı yaşamazsınız, ancak tansiyonum tamamen geçsin diye bütün bir kutuyu yutarsanız, işte o zaman hapı yutarsınız geri dönüşü olmayan bir yola girer ölürsünüz.. Mumunuz da yatsıya kadar yanar…

Yalan söylemek ispatlamaktan daha kolaydır. Ama siz genede zor olanı seçmeye çalışın ..

04. MART. 2021 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | YALAN DÜNYA için yorumlar kapalı

BEKLEMEK

Beklemek bilimsel anlamda bir işi oluncaya,bitinceye sona erinceye, yada bir şey gelinceye kadar bir yerde kalmak, yada durmak – biraz zaman vermek, süre tanımak – ummak, ümit etmek anlamında tanımlanıyor. Gayet güzel bir tanım, peki bu tanımı güncel hayatımıza uygularsak karşımıza neler çıkıyor.? Cevap çok basit.. Hayatımız beklemekle geçiyor…

Ne bekliyoruz..?

Bir güler yüz bekliyoruz , bir güzel söz bekliyoruz , bazen bir hediye bekliyoruz , iyileşmeyi bekliyoruz , sevilmeyi bekliyoruz , sayılmayı bekliyoruz , önemsenmeyi bekliyoruz , çayın demlenmesini bekliyoruz , ekmeyin kızarmasını bekliyoruz , yumurtanın pişmesini bekliyoruz , çorbanın soğmasını bekliyoruz , asansör bekliyoruz , otobüs bekliyoruz , trafikte bekliyoruz , kırmızı ışıkta bekliyoruz , bankada bekliyoruz , vergi dairesinde bekliyoruz , servisi bekliyoruz , vapur bekliyoruz , yağmurlu havada taksi bekliyoruz , para üstü bekliyoruz , filmin başlamasını bekliyoruz , çocuk bekliyoruz , haber bekliyoruz , bazen doların çıkmasını bazen de düşmesini bekliyoruz , bunun gibi yüzlerce sayabiliriz.. Bunlar bizim elimizde olmayan rutin çok da değiştiremeyeceklerimiz..

Birde bizim elimizde olup beklerken değiştirebileceklerimiz var..

Örnek vermek gerekirse ; iyi yönetilmeyi bekliyorsan otobüs bekler gibi bekleyemezsin , adalet bekliyorsan kırmızı ışıkta bekler gibi bekleyemezsin , özgürce düşüncelerini ifade etmeyi bekliyorsan trafikte bekler gibi bekleyemezsin , yasalar önünde eşit olmayı bekliyorsan servis bekler gibi bekleyemezsin , elini taşın altına koyman üretmen lazım , düşünmen lazım , araştırman lazım , çaba sarf etmen lazım , en azından seçme ve seçilme hakkını iyi kullanman lazım , doğru insanla yanlış insanı iyi ayırt etmek lazım..

ABD de dönemin en etkili yazarlarından biri olan Alman asıllı Amerikalı gazeteci Henry Menckenin çok güzel bir tespiti var..

Eğer A yasalarla kendi ahlaki değerlerini B ye zorla uygulamaya kalkıyorsa büyük ihtimal A şerefsizin tekidir :)) .. Dikkatli olmak lazım, akıllı olmak lazım..

09 . ŞUBAT . 2021 BODRUM

Genel kategorisine gönderildi | BEKLEMEK için yorumlar kapalı

ADALET

Adalet kelimesinin sözlük anlamı, yasalara sahip olunan hakların herkes tarafından kişi , kurum ayırt etmeden eşit bir şekilde kullanılmasının sağlanmasıdır. Hukuk kelimesinin anlamı da toplumu düzenleyen devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünüdür.

Şimdi gelelim ülkemizdeki duruma bakalım insanımız ve hayvanımız bu hukuk ve adaletten nasıl pay alıyor. Çok uzağa gitmeden basit bir örnekleme yapalım.. 2020 senesine baktığımızda resmi kaynaklara göre 269 kadın cinayeti var. Nasıl öldürülmüşler.? %50 ateşli silahlar – %32 kesici aletler – %7 tespit edilemeyen – %7 boğarak – %4 darp edilerek… Bu ne anlama geliyor.? Bu şu anlama geliyor 269 kadın cinayeti olduğuna göre 269 adet katil var demektir. Bu katiller yeterli ceza alamadıkları için bir 269 kadına daha musallat olacaklar demektir. Bir başka deyişle cinayete kurban giden kadınların yakınlarının başka canlar gitmesin yalvarışlarının boşa çıkması demektir…. Bu katillerin kaçı adli kontrol şartıyla dışarıda, kaçı müebbet hapis cezası aldı, kaçı kravat takıp pişmanım dedi diye üç beş sene ceza aldı, kaldı ki bu cinayete kurban giden kadınların çoğu göz göre göre katilinin uzaklaştırma kararı olmasına rağmen veya savcılığa verdikleri eşim veya sevgilim beni ölümle tehdit ediyor dilekçelerinin olmasına rağmen işlenmiş. Hani adalet.? hani hukuk.? Hani kanunların koruyuculuğu.? Daha Kılıçdaroğluna yapılan saldırının failini saymıyorum, Meral Akşenerin evine yapılan saldırının faillerini saymıyorum, daha kadınlara yönelik şiddet uygulayan kaşını gözünü patlatan, yüzüne kezzap atan failleri saymıyorum, daha yeni bir kadına tecavüz edip yolun kenarına bırakan,onuruna yediremeyen kadının intihara kalkuşarak %99,9 engelli kalmasına sebep olan o şerefsizi saymıyorum, alkollü araçla cinayet işleyen ünlü failleri saymıyorum, hayvanların patilerini kesen, eziyet eden, silahla vuran aracına bağlayıp kilometrelerce koşturan vicdansızları saymıyorum. Neden saymıyorum………..?? Çünkü hepsi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı…. ( Bu ülkede çok sık duyulan bir cümle )

Sonra içişleri bakanı çıkıyor annemle olan resmime küfür eden şahsı adli kontrol şartıyla serbest bırakmışlar deyip isyan ediyor. Bakan bey, ya bu ülkede olup bitenlerden haberdar değil, ya da bizle kafa buluyor. Yada yasalarda ciddi bir problem var kimse farkında değil, ( bakan bile farkında değil ) yada yasalardaki eksikliği herkes biliyor bilmemezlikten gelip üç maymunu oynuyor.. Başkada seçenek yok.

Eee adalet bir gün size de lazım olacak..

22. OCAK . 2021 BODRUM

Genel kategorisine gönderildi | ADALET için yorumlar kapalı

İKİ BİN 21

Yeni bir yılın geldiğine mi , yoksa bu yılın bittiğine mi seviniyoruz.? Ben bu sene bittiğine seviniyorum, ama aynı zamanda temkinliyim de, gelen gideni aratır diye de bir söz dizisi var bu hayatta, bunu da unutmamak gerekir. İnşallah gelen gideni aratmaz diyelim. Evet kötü bir yıl oldu. Halen erkek şiddeti devam ediyor, halen kadın cinayetleri bitmedi , hayvan hakları çıkmadı, corona virüsü, maskeli ve kısıtlı bir hayat, dolayısıyla psikolojisi bozuk insanlar, kötü bir ekonomi, işsizlik, geçim derdi, vs, vs…diye gidiyor. Tabii ki bu durumda insanların mutlu mesut bir yaşam şekillerinin olması pek mümkün değil. Bütün bunların yanın da çok can kayıplarımız oldu, ağır vakalar oldu, kurallara uyulmadı, hastaneler, yoğun bakım üniteleri yetersiz kaldı sağlık çalışanlarımız çok yıprandı, halen de kurallara uymama konusunda ısrarla devam ediyoruz. Şahsen ben bu pandemi döneminin iyi bir şekilde yönetilemediğini ve bir çok bilginin saklandığını, aklımızla alay edildiğini, aynı zamanda yapılan yanlışlıkların da bir bedeli olduğunu düşünüyorum. Umarım en kısa sürede aşı ile birlikte her şey yoluna girer ve bu beladan kurtulmuş oluruz. Maskesiz ve kısıtlı olmayan bir hayatın kıymetini de anlamış olur, yeni yıla daha umutla daha huzurlu ve mutlu gireriz..

Yeni mutlu bir yıl, yeni hayaller, yeni umutlar için naçizane ufak bir kaç tavsiye…

Öncelikle yeni yılda ; Güzel bir hayat istiyorsanız güzel insanlar biriktirin. ( Bu konu da biraz zorlanabilirsiniz :)) ) Size negatif enerji veren çok bilmişleri hayatınızdan silin atın. Büyük hayallerinizi küçük insanlarla ziyan etmeyin. Uğraşarak düzeltemediklerinizden vaz geçerek kurtulun. Keçiye önden, ata arkadan, aptala hiç bir taraftan yaklaşmayın. Sizden daha az mesut olan birine sadetinizden bahsetmeyin. Aklınız varsa yokmuş gibi yapın. İyi bir insan olun ama kimseye belli etmeyin. Sizi daha iyi hissettirecek işler yapın. Hayatı olduğu gibi kabul edin, bırakın ara sıra canınız sıkılsın, bırakın bazen başkaları kazansın..

Yeni yılda bir de böyle deneyin, güzel, mutlu ve huzurlu bir hayat belki de bu tavsiyelerde gizlidir… Mutlu yıllar bol şanslar… Bu ülkede hepimizin şansa çok ihtiyacı var.

Yaşanacak günleri yarına bırakmayın hayat geç kalanları hiç affetmiyor..

21 . ARALIK .2020 . . İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | İKİ BİN 21 için yorumlar kapalı

MAALESEF

Bu ülkede, Günahlar menfaatlerden daha büyük, ama kimse farkında değil.
Bu ülkede, sahtekar insanlar o kadar çok ki doğru insanlar yadırganıyor.
Bu ülkede, Gemi su alıyor, kaptan yalan söylüyor, filikaların hepsi bozuk.
Bu ülkede, Orijinal’i yavşak olup’ta adam kılığın da gezen çok insan var.
Bu ülkede, Çoğunluk başkalarının senaryolarında figüranlık yapıyor.
Bu ülkede, Masumlar mahkum olmasın diye suçlular cezasız kalıyor.
Bu ülkede, Çoğunluk iki yüzlü küçük beyinli.. o da çalışmıyor.
Bu ülkede, Doğrular yalan, yalanlar gerçek gösteriliyor.
Bu ülkede, Düşünmek yasak, inanmak serbest.
Bu ülkede, Ciddi bir ekonomik problem var.
Bu ülkede, İnsanların aklıyla alay ediliyor.
Bu ülkede, Kadınların can güvenliği yok.
Bu ülkede, Çoğunluk mutsuz ve endişeli.
Bu ülkede, Çoğunluk suskun,ve korkak.
Bu ülkede, Ciddi bir geçim derdi var.
Bu ülkede, Çoğunluk yalan söylüyor.
Bu ülkede, Çoğunluk çıkar peşinde.
Bu ülkede, Ciddi bir işsizlik var.
Bu ülkede, Asgari ücret 320.$
Bu ülkede, Herkes oynuyor.
Bu ülkede, Adalet yok.
Bu ülkede, Hukuk yok.
Bu ülkede, Yalaka çok.

O kadar cahil insan var ki, dinleri var diye ahlaka ihtiyaçları yok sanıyorlar.

20. KASIM .2020         İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | MAALESEF için yorumlar kapalı