MAALESEF

BU ÜLKEDE …/

Her gün ulan acaba bugün ne olacak diye kalkıyoruz.Bu kadar da olmaz ki canım deyip yatıyoruz.. / Ferhan ŞENSOY

BU ÜLKEDE GENE

İşlenen günahlar menfaatlerden daha büyük, ama kimse farkında değil.
Masumlar apartmanı yıkılsın diye masum insanlara isnat ediliyor.
Gemi su alıyor, kaptan yalan söylüyor, filikaların hepsi bozuk.
Ahlaksız insanlar ahlaklı insanları ahlaksızca ahlaksızlıkla suçluyor.
Bir çok insan senaryosunu idrak edemediği filmlerde oynuyor.
Pişmanlık duyabilen utanan yüzü kızaran insanlar artık çok az.
Vicdanı ruhu onuru şerefi haysiyeti satılık çok insan var.
Doğrular yalan, yalanlar gerçekmiş gibi gösteriliyor.
Düşünmek yasak, inanmak serbest.
Ciddi bir liyakat problemi var.
İnsanların aklıyla alay ediliyor.
İnsanların can güvenliği yok.
İnsanlar mutsuz ve endişeli.
Çoğunluk suskun,ve korkak.
İhmal çok ancak sorumlu yok.
İnsanlar çok yalan söylüyor.
Çoğunluk menfaat peşinde.
En düşük emekli maaşı 402.$ :)))
Herkes çok biliyor…

Keşke herkesin ömrü ahlakı ve vicdanı kadar olsa.

O kadar cahil insan var ki, dinleri var diye ahlaka ihtiyaçları yok sanıyorlar

25 . Ocak . 2025 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | MAALESEF için yorumlar kapalı

2 BİN 25

Bir ülkede uzun zamandır yaşanılmaması gerekenler yaşanıyorsa, olmaması gerekenler oluyorsa, ülke kaynakları iyi kullanılamıyorsa, insanlar halen açlık sınırının altında ücretlendiriliyorsa, insanlar düşüncelerini özgürce söyleyemiyorsa o ülkede yaşayan halkın yeni yıldan beklentileri ne olabilir….? Sadece mucizeler beklenebilir.

Winston churchillin çok güzel bir sözü var. Arkadaşlarınıza , dostlarınıza , yakınlarınıza , sevdiklerinize özel günlerinde sağlık , mutluluk , bol para dilemeyin , şans dileyin. Çünkü titanik batarken ölenlerin çoğu sağlıklı , mutlu ve çok zengindi. Ancak şanslı olanlar kurtuldu..

Çok doğru , bu ülkede yaşıyorsak inanın en çok şansa ve mucizelere ihtiyacımız var.

Bu sebeple yeni yıl dan beklentilerimizin öncelikli olması gerekir diye düşünüyorum.

Nazımın dediği gibi ,

” Birlikte eskimek çok güzel eksilmedikçe ”

2025 eksilmeden biraz daha sağlıklı , biraz daha mutlu , biraz daha huzurlu ama en çok mucizelerle , şanslarla dolu birlikte eskiyebileceğimiz bir yıl olsun..

Herkese bol şanslar..

01 . OCAK . 2025 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | 2 BİN 25 için yorumlar kapalı

SEVGİ

Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir” diye başlıyor, Masumi Toyotome . “Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?” diye soruyor.. Sonra anlatmaya başlıyor :

“Sevgi üç türlüdür !..”

1-Birincisinin adı “Eğer” türü sevgi!..

Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor:

Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli bir kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.

Toyotome “En çok rastlanan sevgi türü budur” diyor. Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi.. “Sevenin, istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu” diyor yazar. “Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı birşey kazanmaktır.”

Yazara göre evliliklerin pek çoğu “Eğer” türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. Ve malesef en saf olması gereken anne baba sevgisinde bile “Eğer” türüne rastlanıyor. Fakat aslında insanlar “Eğer” türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler…

2-İkinci türe geçiyoruz. “Çünkü” türü sevgi.

Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:

“Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, birşeye sahip olduğu ya da birşey başardığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır.” Örnek mi?..

“Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin/yakışıklısın!” “Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki..” “Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki..”

Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır.

Ama derin düşünürseniz, bu türün, “Eğer” türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana… İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama, sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.

Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen güzel kıza içerler. Üstü açık BMW’si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. “O halde bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?” diye soruyor, yazar. ” ‘Çünkü’ türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz” diyor.

Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var.

Birincisi; “Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?” korkusu. Tüm insanların en az iki yönü vardır. Biri dışa gösterdikleri.. Öteki yalnızca kendilerinin bildiği… “İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse” korkusu buradan doğar.

İkincisi de; “Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa..” endişesidir. Japonya’da bir kuru temizleyicide çalışan dünya güzeli bir kızın yüzü patlayan kazan yüzünden parçalanmış. Kız fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terketmiş. Daha acısı, aynı kentte oturan anne ve babası, onu artık ziyarete bile gitmemişler… Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Ve kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş.

Japon yazar “Toplumlardaki sevgilerin çoğu “Çünkü” türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür” diyor. Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne ?

Ve işte sevgilerin en gerçeği!.. Nedir peki, gerçek sevgi.. Asıl sevgi.. En güzel sevgi ?..

3-“Üçüncü tür sevgi, ‘Rağmen’ diye adlandırdığım türdür” diyor yazar.

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birşey beklenmediği için, “Eğer” türü sevgiden farklıdır bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını temel olarak almadığından, ‘Çünkü’ türü sevgi de değildir bu. Bu üçüncü tür sevgide, insan “birşey olduğu için” değil, “birşey olmasına rağmen” sevilir. Güzelliğe bakar mısınız? ‘Rağmen’ türü sevgi!

Esmeralda, Qusimodo’yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına “rağmen” sever. Yakışıklı ve zengin delikanlı da Esmeralda’ya çingene olmasına “rağmen” tapar ! Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara ‘rağmen’ sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..”

Burada insanın, iyi, çekici, basarılı ya da zengin bir konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine “rağmen”, olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor kişi. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.

Japon yazar “Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur” diyor. “Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir.” “Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni ‘Rağmen’ türü sevgiyi şu anda yaşıyor olmanız ya da birgün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır.”

Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome: “Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak ve mutlu edecek bu sevgiyi bulmak çok zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var ve başkalarına verecek kadar fazlası kimsede yok…

Masumi Toyotome……* Destina *

Her şeye “rağmen”sevmek ve sevilmek dileğiyle..

14 . AĞUSTOS . 2024 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | SEVGİ için yorumlar kapalı

SAHTEKARLAR ORDUSU…

Evet ülkemizde de bir de sahtekarlar ordusu var. Hem de, her alanda ve bütün dünya ile baş edebilecek büyüklükte ve güç de…

Sahtekarlık günümüzün en çok kullanılan ve son yılların en moda sözcüğü. Bu kelime Farsça dan dilimize geçmiş içimize kadar , kemiklerimize kadar işlemiş, günümüzde fiziki olarak her yerde karşımıza çıkabilmekte. Trende , vapurda , otobüste, uçak da, dolmuş da, mahallemizde, en yakınımızda, çalan telefonumuzun ucunda, bazen peynirin içinde bazen de yağların içinde , hemen hemen her yerde. Türk dil kurumu sahtekarlığı, sahte işler yapan, düzmeci, sahteci yalancı diye tanımlıyor. Dolandırıcılığı da gerçekten öyle olmadığı halde öyleymiş gibi yada aldığı borcu geri ödemeyen inkar eden diye tanımlıyor. Aslında aralarında pek de bir fark yok. O zaman sahtekarlığı ve dolandırıcılığı bir paket program gibi düşünebiliriz. Ülkemizde bu paketi  taşıyan o kadar çok insan var ki , her halde saymakla bitmez. Gerçekten  insanları tanımak artık çok zor. Zor oyunu bozar derler ondan mı bilinmez ama, artık insanlara güven kalmamış, bu en yakın arkadaşınız, dostunuz olsa bile . Zaten bir insanı tanımak için bir insanın ömrü yetmez o yüzden insanları tanımak çok zor. Bu yeni dünyada iyilik ile salaklığı , hangi gemiyi yakacağını , hangi gemiye bineceğini, iyi ayırt etmek lazım, ne kadar az insan, o kadar çok huzur.

Türkiye de sadece sahtekarların ve dolandırıcıların defin edildiği bir mezarlık yapılsa her halde hazine arazileri bile yetmez..

Bir insanın gerçek yüzünü görmek istiyorsanız ona hiçbir faydası olmayan insanlara nasıl davrandığına bakın… Yada ona borç verin….

Tıp kitapları pek yazmaz ama sizi bilerek üzen, yoran, devamlı yalan söyleyen, borcuna sadık olmayan, sizi salak yerine koyan , aklınızla alay eden size negatif enerji veren insanlarla iletişiminizi kesmeniz ömrünüzü uzatıyormuş…

Canınızı yakan insanlardan intikam almayı hiç düşünmeyin . Çünkü hayat sizden daha yaratıcı..

09 . ARALIK . 2023 BODRUM

Genel kategorisine gönderildi | SAHTEKARLAR ORDUSU… için yorumlar kapalı

SONUÇ FELAKET

 

 Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Gençliğe hitabesinin bir bölümünde yaklaşık doksan altı sene önce bu gün olacakları tahmin etmiş ve tahmini çok doğru çıkmış…

*******

Alt tarafı bir kaç çiçek koklayıp,bir hayvan sahiplenip,bir kaç insan tanıyıp,sevip gidecektik bu dünyadan.Nasıl kötü bir zamana denk geldi ömrümüz..Vicdansızların, sapıkların, katillerin, nefretin ,cehaletin ortasına düştük…

YAŞAR KEMAL Bu satırları yazarken tahminde bulunmamış bizzat yaşamış..

*******

Cahil bir toplum,özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiç bir zaman özgür bir seçim yapamaz sadece seçim yaptığını zanneder.Cahil toplumla seçim yapmak okuma yazma bilmeyen insana hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır.Böyle bir seçimle iktidara gelenler düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir..

FRİEDRİCH NİETZSCHE Alman filozof da bu satırları yazarken cahil toplumların içerisinde kurnaz tilkilerin çok olduğunu görmüş..

*******

Edepsiz, arsız, ahlaksız, şarlatan, sahtekar öyle insanlar var ki, bunlar suç işlemekle kalmaz, işledikleri suçu reddettikleri gibi, suçu zarar verdiklerine yüklemeye ve onları susturmaya çalışırlar..

MEHMET MUMCU Bu satırları yazarken bizzat yaşadıklarını ve gördüklerini anlatmış..

*******

Herkes gördüklerini, yaşadıklarını, tahminlerini yazmış insanlık için sonuç felaket…Gel de insanları sev…!!

İnsanları kandırmak , kandırılmış olduklarına ikna etmekten daha kolaydır…

18 . KASIM . 2023 BODRUM

Genel kategorisine gönderildi | SONUÇ FELAKET için yorumlar kapalı

HÜKÜMET İSTİFA

Evet bence’de hükümet istifa..!

Ben Fenerbahçe’li taraftarları bir Galatasaray taraftarı olarak destekliyor, onaylıyor ve susmadıkları için takdir ediyorum.

Hükümet istifa demek bence demokrasinin ve düşünce özgürlüğünün olduğu iddia edilen bir ülkede anayasaya ve ceza kanunlarına aykırı olmamalı diye düşünüyorum. Herkes düşüncesini özgürce söylemeli ne var bunda. Hükümet yetkililerinin yok mesaimizi böleriz, yok öyle yaparız, yok böyle yaparız söylemlerini’de hiç değerli ve anlamlı bulmuyorum. Eleştiriye açık değilsen o zaman demokrasiden bahsedemezsin..

Ben normal bir vatandaş olarak hükümeti sevmek zorunda değilim, yaptıklarını beğenmek zorunda da değilim, ben yirmi yıldır hükümet yetkililerinden birinin pardon yanlış yaptık dediğini’de duymadım, her şeye bir cevapları var maşallah. Yarı yolda araçlarına aldıkları ortaklarını da sevmek zorunda değilim.Ve’de sevmiyorum..

Neden sevmiyorum; Ülkeyi iyi yönetemediklerini düşünüyorum, kadrolarında bilgili, donanımlı ve liyakatli insanların bulunmadığını düşünüyorum, yol yapmanın köprü yapmanın baraj yapmanın asli görevleri olduğunu unutup, bir lütuf gibi göstererek aklımızla alay edildiğini düşünüyorum, ( Bu konuyla ilgili geçen günlerde deprem bölgesinde bir vatandaşla röportaj yapıldı adam hükümet için yol köprü baraj yaptıklarını ve bununla övündüklerini söylüyorlar dedi, ben ailemi geçindiriyorum onlara kıyafet alıyorum yemek alıyorum diye övünebilirmiyim, övünemem çünkü ben bunları zaten yapmak zorundayım dedi kıssadan hisse ), ekonominin hiç iyi gitmediğini düşünüyorum, her geçen gün alım gücünün düştüğünü düşünüyorum, gençlerin gelecek korkuları olduğunu düşünüyorum, İnsanların açlık sınırının altında ücretle çalıştırıldığını düşünüyorum, işsizlik oranın çok yüksek olduğunu düşünüyorum, adaletin olmadığını düşünüyorum, hukukun özgür karar veremediğini düşünüyorum, güven ortamının yok olduğunu kimsenin kimseye güvenmediğini düşünüyorum, suçluların görmezden gelindiğini düşünüyorum, kadınların ve çocukların can güvenliğinin olmadığını düşünüyorum, mutsuz ve endişeli insanların çok olduğunu düşünüyorum, suskun ve korkan insan sayısının çok olduğunu düşünüyorum, doğruların yalan, yalanların doğru gösterildiğini düşünüyorum, en önemlisi bütün bunlar yokmuş gibi yaşanmıyormuş gibi davranmaya devam edileceğini düşünüyorum. Bu ülkede düşünce özgürlüğü varsa ben böyle düşünüyorum, bu sebeplerden dolayı’da sevmiyorum.. Bu yüzden hükümetin yetersiz olduğunu ve istifa etmesi gerektiğini düşünüyorum…

Yönetemiyecekseniz lütfen ülke yönetimine talip olmayın insanların zamanından çalmayın insanları oyalamayın. Bu halk çok daha fazla güzellikleri, sözde değil özde refahı, huzuru ve zenginliği hak ediyor.

İnsanların egoları vücut ısılarını geçmemeli geçerse sıkıntı oluyor..

01 . MART . 2023 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | HÜKÜMET İSTİFA için yorumlar kapalı

SUÇ VE CEZA

Dostoyevski’nin herkesin okuması gereken harika bir eseri. Ben sadece Raskolnikovun yoksulluk nedeni ile mücevherleri çalmak için işlediği cinayetin, oy uğruna fay hattı üzerine kurulu şehirlerde kaçak yapılan binaların affedilmesi ve doğal afet neticesinde yıkılarak ölümlere sebep vermesi  arasındaki farkı sorgulamak istedim. Sonuç olarak da bir fark göremedim… Biri mücevher için biri oy için.. İkisi de cinayet…

İşte bu yüzden yıkılan binaların iki temel nedeni var. Birincisi daha fazla kazanç elde etmek için bilerek isteyerek yanlış yapmak , ikincisi bilmeyerek istemeyerek yanlış yapmak. Biz birincisine ahlaksızlık , ikincisine de cehalet diyoruz…. Bu ülkenin acil olarak ahlaksızlardan ve cahillerden kurtulması gerekiyor…

O kadar cahil insan var ki, dinleri var diye ahlaka ihtiyaçları yok sanıyorlar……

Evet suç ve ceza;  ama ikisi bir arada, yan yana geldiğin de,  bir anlam taşıyor. Bir birinden uzak kaldıklarında hiç bir anlam taşımıyor.

 Suç ; Ceza kanununda veya ceza hükmü içeren yada özel yönetmeliklerle düzenlenen hukuka aykırı cezai yaptırıma bağlanma eylemidir.

 Ceza ise, suç karşısında uygulanan bir yaptırım ya da hüküm giymektir.

Adaletin ve hukukun işlediği, modern ve gelişmiş ülkelerde bu iki kavram hep yan yana kullanılır, tahinle pekmez gibi. Suç işleyen biri ceza alır. Ancak bizim ülkemizde ne hikmetse suç  işleyen biri ceza almaz, aksine locada oturtulur. Suç her yerde dir, ama cezayı bulamazsın ortada yoktur, cezalar hep sümen altında saklanırlar, yada adli kontrol şartının arkasında gezerler, ara ki bulasın, bulsan da cezalar hep başkasının cebinden çıkar oraya da nasıl girmişlerdir bilinmez. Aksine bu ülkede suçlular ceza almasın diye masumlar mahkum edilir.

Beş vakit namaz kılmakla olmuyor bu işler. Bu ülkede günahlar menfaatlerden çok daha büyük olmuş ama kimse farkında değil, herkes rant peşinde…

Bu ülkede gemi su alıyor, kaptan yalan söylüyor, yardımcı botların hepsi iflas etmiş , son kullanma tarihleri geçmiş , raf ömürlerini tamamlamışlar , filikaların hepsi bozuk  gemi batıyor….

 Hal böyleyken biz daha çok ağlarız , çok yanarız , çok acı çekeriz , çook keşke deriz…

Bu ülkede  AHLAKSIZLIK  suç sayılmalı

14. ŞUBAT. 2023    İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | SUÇ VE CEZA için yorumlar kapalı

İSTANBULLU KİME DENİR..

Bir defa ,

Yanni, Taki, Aleko, Yasef, Dikran, Anastas, Rober, Akabinde , Raşel, Simon, Şarkış, Koço, Bedros, Jirayr isimlerinde İstanbul yerlisinden arkadaşları olmamış, onlarla kahvede,maçta, tavernalarda, okullarda, beraberce ağlayıp gülmemiş dostlarımız İSTANBULLU sayılmaz…

Bunlara ilaveten;

Küçüksu’da kurulan mısır kazanlarından Alibeykoy’ün sütlü kaynamış mısırından yemek nasip olmamış, Çengelköy salatalığını bostanından koparıp tatmamış, Gülhane Parkında Karagöz-Hacivat oyunu seyredememiş,

Çiçek Pasajının

Entel Cavit’i ile sohbet edememiş, Tepebaşı Çocuk Tiyatrosunun zevkine varamamış, Sulukule’de raks evlerine gitmemiş, kara trenlerin içinde kovalamaca oynamamış, Kumkapı’da rakı sofrasına dostça oturup, yine dostça kalkmamış akşamcılar, Moda’daki Koço’yu bilememiş ve nefis mezelerinden tatmamış dostlarımız İSTANBULLUYUM diyemez…

Kapalı Çarşının tüm kapılarından girip çıkmamış, Taksim Eftalafos Kahvesinde nargile içmemiş veya içenleri seyretmemiş dostlarımız, Beyoğlu’ndaki Abanoz Sokağını, Yüksek Kaldırımın sosyetik aşiftelerini bilmeyen, Yeşilçam Sokağının eski halini, oraya yakın aport da iş bekleyen Figüran Kahvelerini ve oralardaki sohbetlere şahit olmamışlar,

Tepebaşındaki Müzisyenler Kahvesini ve organizatör Sarı Orhan’ı bilmeyenler, Sarıyer sahilinde balık, Pendik Hilmi Gazinosunda pilaki yememiş olanlar, Süreyya Plajında denize girememiş, Adaların tümünü gezememiş, GaskonyalıToma’yı ve Bostancı’da Saksonyalı Vedat’ı tanımamışsan, rahmetli Sanat güneşimiz ZEKİ MÜREN’i Gar Gazinosunda, Maksimde izleyememişsen, Notre Dame de Sion Fransız Kız Okulu önünde kız araklama teşebbüsünde bulunmamışsan,

Beyoğlu’ndaki Atlantik’de sosisli ve Amerikan salatalı sandviç yememişsen, İmam Sokak’taki meşhur Çağlayan Saz’a gitmemişsen, yine Beyoğlu Rebul Eczanesinden limon kolonyası veya lavanta kolonyası almamışsan, Bakara’dan iskarpin alıp, Gömlekçi Daniş’de ısmarlama gömlek diktirmemişsen, Galatasaray’ daki Zara’dan giyim aksesuarı almamış veya o nefis vitrinleri seyredememişsen, Kurbağalı Derenin o meşhur kokusunu da duymamışsan, Todoride meze yemediysen, İSTANBULLU sayılmazsın…

Adamo’yu, Peppino di Capri’yi ve Louis Alberto Del Parano’yı, Los Paraguayos Orkestrasını Kervansaray’da, RobertoLorano’yu Taksim Belediye Gazinosunda dinlemek şansına sahip olamamışlar, çiroz’u 2 kuruşa Balık Pazarından alıp yiyememişler, Haliç’de torik balığı yakalayıp lakerda yapmamış olanlar,

Beyoğlundaki İnci Pastahanesi’nde profiterol, Saray Muhallebicisinde tavuk göğsü tatmamış, Taksim İşkembecisini ve de Feriköy’deki, Balat’taki meşhur işkembecileri bilmeyen dostlarımız sadece İSTANBULDA yaşayanlar diye tanımlanırlar…

Lefter’i, Turgay’ı, Baba Recep’i, Can’ı ve Metin Oktay’ı Mithatpaşa Stadında seyredememiş olanlar, para az olunca Duhuliyeden,hiç para olmayınca Gazhane sırtlarından maç seyretmiş olmayanlar, Mithatpaşa Stadında kurulan güreş minderlerinde 8 sıklette dünya şampiyonu olan Serbest Güreş Milli Takımımız aslanlarını Yaşar Doğu, Hamit Kaplan, Müzahir Sille, Celal Atik’i göremeyenler, HarlemGlobtrotters basketbol takımının gösterisini ve buz revüsünü Spor ve Sergi Sarayında seyretmemiş olanlar,

Tramvaya asılarak seyahat etmeyen, Beyoğlu’nun o gizemli Apartmanlarının içini gezmemiş olanlar, Beyoğluspor Kulübünün Rumlara ait bir Lig takımı olduğunu bilmeyenler, bu kulüpte yetişen Sofyanidis’in Beşiktaş’a, Kasapoğlu’nun Yunanistan’a gittiğini bilmeyenler,

Ramazanlarda oruç tutanın, tutmayanın nasıl kardeşçe yaşadığını tatmamış olanlar, Beyoğlu Ağa Camiinde her hafta Mevlit okunduğunu ve Mevlit şekeri almak için Rum, Ermeni, Musevi sınıf arkadaşlarının nasıl da muzipçe oyunlar yaptığını görmeyenler, ve bu anlattıklarıma daha belki de binlercesi ilave edilebilecek İstanbul’un özelliklerini bilmeyenler;İSTANBULLUYUM diyemezler…

Yani kısaca:

Boğazda denize girmemişsen,

Heybeli’de mehtaba çıkmamışsan,

Kalamış’dan bir tatlı huzur almayı denememişsen,

Çamlıca’da sevgilinle birlikte bir iz bırakmamışsan,

İSTANBULLUYUM diyemezsin.. .

Ben İSTANBULLUYUM ya sen…

27 . ARALIK . 2022 İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi | İSTANBULLU KİME DENİR.. için yorumlar kapalı

YALAN SÖYLEME SANATI

İnsanlar, yetenekli bir yalancıyı görünürde kınasalar da, kıskançlıkla karışık hayranlık duymaktan kendilerini alamazlar. Hollandalı psikolog Aldert Vrij, ekibiyle birlikte “iyi bir yalancı” olabilmek için ne gibi özellikler gerektiğini araştırdı. Başarılı yalancıların 18 ortak özelliğe sahip olduğunu ortaya çıkartan Vrij ve ekibi, bu özelliklere sahip olan kişilerin en iddialı sorgucuyu bile terleteceğine inanıyor.

Davranışları manipülatiftir (yönlendirme yeteneğine sahiptirler): Makyavelciler pragmatik yalancılar olup, hiçbir şeyden korkmazlar ve endişe duymazlar. Bunların sürekli dolap çevirdiklerini ve planlarını çok akıllıca kurguladıklarını belirten Vrij şöyle konuşuyor:

“Konuşurken sizi etkileri altına almaya çalışırlar. Ancak bunu yaparken son derece rahattırlar ve özgüvenleri tamdır.”

Rol yaparlar: İyi aktörler iyi yalan söyler; izleyicilerin yalanlarına kandığını görünce özgüvenleri artar.

İfade yetenekleri çok gelişmiştir: İnsanlar üzerinde iyi izlenim bırakırlar. Böylece dikkatleri farklı yöne çekerek insanların düşüncelerine tecavüz ederler.

Fiziksel olarak çekicidirler: Haklı veya haksız, güzel ve yakışıklı insanların, çirkin ve itici tiplerden daha dürüst olduğuna inanılır.

Doğal performans sanatçılarıdır: Bu insanlar ani değişikliklere çok kolay uyum sağlarlar ve bunun yaparken de çevrelerini kolayca kandırırlar.

Yalan konusunda deneyimlidirler: Daha önce yalan söylemeye alışık olan insanlar korku ve suçluluk gibi duygularını örtbas etmekte ustadırlar. Oysa deneyimsiz bir insan bu duyguları davranışlarına yansıttığı için kendisini ele verir.

Özgüvenleri tamdır: Her şeyde olduğu gibi kendinize güvendiğiniz zaman mücadeleyi yarı yarıya kazanmış sayılırsınız. İnsanları kandırma konusunda yeteneklerinize güvenmeniz şarttır.

Duygusal kamuflaj: Yalancılar gerçek duygularını maskelemekte ve bunların tam tersi bir izlenim uyandırmakta ustadırlar.

İyi hatiptirler: Etkili konuşma yeteneğine sahip olan yalancılar, sözcüklerle oynayarak dinleyicilerin kafasını karıştırırlar. Sorulara verdikleri yanıtların, soru ile ilgisi olmadığı için dinleyici ne sorduğunu bile hatırlayamaz.

Hazırlıklıdırlar: Her soruya hazır bir yanıtları olduğu için tereddüde yer bırakmazlar. İnsanlar hızlı yanıtların doğru olduğuna inanır.

Doğrulanması mümkün olmayan yanıtlar: Bilgiyi gizlemek (“Gerçekten hatırlamıyorum”, “ Şu anda aklıma gelmiyor” vb..) bazen o anda uydurulmuş bir yalana tercih edilebilir, çünkü onaylama gereksinimi ortadan kalkar.

Bilgiyi tutumlu kullanırlar: Yalancılar, kendilerine sorulan soruları yanıtlarken minimum bilgi verirler. Böylece ayrıntılarla ilgili soru sorulmasını engellemiş olurlar.

Acil durumlar için ilginç ve orijinal düşünceler: Kılı kırk yaran bir yalancı bile beklenmedik bir soru veya durumla karşılaşırsa afallayabilir. Bu gibi durumlarda cebinizde her koşula uyabilecek orijinal ve ilginç düşünceleriniz bulunmalı.

Hızlı düşünme yeteneği: Duraksamalar ve “hımmm”, “ıııı” gibi dolgular, dinleyicilerde kandırılıyormuş kuşkusunu doğurur. Dolayısıyla hızlı düşünen ve tek ayağı üzerinde yalan kıvırabilen yalancılar makbuldür.

Zekâ önemlidir: Zekâ yalancının üzerine binen “bilişsel yükü” kaldırmasında çok büyük kolaylık sağlar. Yalan söyleyen bir kişi, söylediği yalanın yarattığı içinden çıkılması zor durumlardan zekâsı ile yara almadan kurtulur.

İyi bir bellek şarttır: Sorgucunun kulakları tutarsızlara çok açıktır. İyi bir bellek, yalancının ayrıntılar konusunda hata yapmamasını sağlar.

Doğrudan çok fazla uzaklaşmamak yararlıdır: “Doğruyu büken” yalanlar, 180 derecelik yalanlardan genellikle daha inandırıcıdır ve daha az bilişsel çaba gerektirir.

Kuşkuyu okuma becerisi: İyi bir yalancı, dinleyicilerde ortaya çıkan en ufak bir kuşku belirtisini bile sezebilme ve anında gerekli ayarları yapma becerisine sahip olmalıdır.

Suçlulara büyük fayda sağlayacak bu bilgileri niçin veriyoruz? Vrij ve ekibi bu bilgilerin özellikle sorguculara yol göstereceğine inanıyor. Ayrıca raporlarının sonuç kısmında bu becerileri sonradan kazanmanın zorluğuna da değiniyorlar: “Bu çalışma sayesinde yalancılar bu ipuçlarından yararlanarak daha etkili yalan söyleyebilecekler. Fakat bu özelliklerin pek çoğuna insanlar doğuştan sahiptir: pek çoğu kişiliklerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Başka bir deyişle insanlar iyi bir yalancı olarak doğar.”

Bence bunlardan ülkede çok var..

11.KASIM.2022 BODRUM

Genel kategorisine gönderildi | YALAN SÖYLEME SANATI için yorumlar kapalı

YALIKAVAK

Herkes hayatından memnun, herkes kopmuş , herkes bangır bangır, herkes balık rakı , kebap rakı , dans, müzik.. Fenix , Zuma , Anjelique ve diğer beach’ler ful..yer yok. Geçen akşam Günay’da Bülent Ersoy tıklım tıklım yer yok. akşam Yalıkavak marina zuma’da bir hayli uzun giriş kuyruğu , Nusret’in uçak alması için millet halen birbiriyle yarışıyor saatlerce para vermek için ayakta bekliyorlar. Dört kişi alkolsüz yaklaşık 8.000tl hesap dan bahsediyoruz , alkollü olduğunu varsayarsak o rakkamı yaklaşık iki ile çarparak deyerlendirin. Yalıkavak marinadaki dükkanlar ful çekiyor en ucuz tişört  1.500-2.000TL. Cook shop , Günaydın et devamlı ful, insanlar yemek yemek için sıra bekliyor. X bir kafede isim vermeyelim bir şişe su 60.tl bir kahve 160tl ayrıca burada oturmak için sıra bekliyorsun birde adam başı 300tl harcamak zorundasın yoksa yandın.. Tuvaletlerde bile sıra var ama bedava para ödemiyorsun buda marinanın kıyağı. Bu madalyonun birinci yüzü birde ikinci yüzü trafik var..Meşhuuurr İstanbul trafiğini arıyorsunuz dört km yol otuz dakika sürer’mi..??  sürer, birde park yeri problemi, bir otopark buldunuz içeri girip parketmeniz en az on  dakika..Valeye bırakırsanız sıkıntı yok. Ama valeye bırakabileceğiniz mekanlar ortalama adam başı en az 150 $ o da çok içmezseniz.

Hal böyleyken ülke ekonomisinin kötü olduğundan bahsetmek çok yersiz olur. Bence Nureddin bitkisel çok haklı ekonomide sıkıntı yok. Sıkıntı halk da  halk yalan söylüyor.  Enteresan bir ülkeyiz..

Küçük bir not : Tabi iki bu yazılanlar ülkenin genelini temsil etmiyor biraz farklı bir durum ama gene de enteresan. Topu kırk tl olan italyan dondurmacının önündeki kuyruk halk ekmek kuyruğundan daha uzun..!!

Bilimin doğrusu politikanın yanlışıdır oy kaybettirir…

21 . TEMMUZ . 2022    YALIKAVAK  / BODRUM

Genel kategorisine gönderildi | YALIKAVAK için yorumlar kapalı